Depresyonu önlemek için ne yenilmeli?

dep

Depresyon bir bitiyor bir başlıyor aslında sürekli depresyonda gibiyiz. Ne zaman küçük bir mutluluk yakalasak arkasından hemen fırtınalar kopmaya başlıyor. Hayat zor biliyorum ama galiba bizim için biraz daha zor değil mi sevgili travesti dostlarım bizi bizden daha iyi kim anlayabilir ki. Hele de İstanbul gibi bir metropolde yaşayıp ta stres ve depresyondan uzak kalmanın imkanı kalmamış gibi o yüzden bugün bundan kurtulmanın yolları ile ilgili bir yazı kaleme almak istedim. Depresyondaki kişi aşırı üzüntülü ve sıkıntılıdır. Durgun ve neşesizdir. İsteksiz ve karamsardır. Önceden hoşlandığı şeylerden zevk almaz. İştah ve uyku genelde azalmıştır. Günümüzde giderek daha çok kişinin yakalandığı depresyonun ortaya çıkışında genetik yatkınlık, felaketler gibi stresler, çevre gibi birçok faktör etkilidir. Ancak beslenme şeklinin de önemi büyüktür. Omega 3 ihtiva eden balıkla beslenme depresyon riskini düşürür. Rafineri (işlenmiş) suni yağların ve beyaz şekerin aşırı tüketilmesi depresyonu kolaylaştırır. .Düşük seviyede folik asit, B12 vitamini ve çinko almak depresyonu önlemede etkilidir. Bunların hepsi tam ekmekte mevcuttur. Yağlı yiyecek Alzheimer riskini arttırır. Alzheimer veya diğer adıyla bunama, hafıza, muhakeme, öğrenme, mantıklı düşünme, yön bulma ve iletişim gibi birçok yetenekte bozulma meydana gelmesiyle ortaya çıkar. Alzheimer tipi tüm bunamaların yüzde 70’ini oluşturuyor. 65 yaş üzerindeki kadınlar için hayat boyunca Alzheimer olma riski yüzde 19, erkekler için 10’dur Alzheimer’in önümüzdeki 40 yıl içinde dört kat artması bekleniyor. Alzheimer hastalarında genellikle önemli davranış ve zihin değişiklikleri görülür, sonunda da kendilerine bakma yeteneğini kaybederler Bu durum yıllar içinde sinsice ilerleyerek belirir.Tam tahıl ve tam ekmek gibi lifli, kompleks karbonhidratlar, meyve ve sebzeler Alzheimer’e karşı koruma sağlar Aşırı yağ tüketimi (özellikle hayvansal yağlar) Alzheimer riskini artırır Kuruyemiş, zeytinyağı ve özellikle balıkta bulunan omega 3’ün Alzheimer’e karşı korunmada faydası büyüktür.Panik bozukluğu ve stres de çağımızın çok görülen rahatsızlıklarındandır. Panik bozuklukta, kendiliğinden ve beklenmedik şekilde oluşan yoğun endişe ve korku atağı vardır. Kalp çarpıntısı, sersemlik hissi, solunum güçlüğü, karın bölgesinde rahatsızlık, göğüste ağrı, irade kontrolünü kaybetme ve delirme korkusu panik bozukluğun belirtilerindendir. Sevgiler ve saygılar dilerim İclal.

 

Kendinin farkına var

Kendi bireyselliğinin farkında olan her insan, kendi sevgisiyle, kendi işiyle yaşar. Başkalarının ne düşündüğünü umursamaz. İşin ne kadar değerliyse, karşılığında saygı görme ihtimalin o kadar azalır. Eğer işin bir dahi işiyse, o zaman bu hayatta hiç saygı görmeyeceksin. Yaşadığın sürece lanetleneceksin. İki ya da üç yüzyıl geçtikten sonra, heykellerini yapacaklar, kitapların saygı görecek. Çünkü insanlığın, bugünün dahisinin ulaştığı zekaya ulaşması, iki ya da üç yüzyıl sürer. Arada büyük bir fark vardır.Aptallar tarafından saygı görmek için, onların görüşlerine ve beklentilerine göre davranmalısın. Bu hasta insanlık tarafından saygı görmek için onlardan daha hasta olmalısın. O zaman sana saygı gösterecekler. Ama ne kazanacaksın? Hiçbir şey kazanamayacaksın. Aksine ruhunu kaybedeceksin. 1902-1987 yılları arasında yaşamış olan ABD’li klinik psikoloji uzmanı Carl Rogers, şöyle der: “En ilginç ikilem, kendimi olduğum kişi olarak kabul ettikten sonra değişebilmemdir.” Rogers’ın bu sözleri için benim bir kişisel farkındalık anlamına gelir. Kendini avucunun içine alıp algılamayı anlarım bu sözlerden. Gerçekten insan, kendisiyle ilgili gerçekleri tanımadan kendisini değiştirebilecek zorlu bir sürece adım atamaz. Kendini değiştirebilme süreci, ancak kendinle ilgili farkındalığın ve kabullerin ardından başlar. O an insan, sanki hem geçmişi hem de kurgulanmamış geleceği aynı noktada yakalar. Ne zaman kendime geldiğimi ben de hatırlamıyorum ama sanırım zaman denilen kavram insanı olgunlaştırıp kendine getirmek konusunda çok işe yarıyor. En basitinden yanlışlarından ders çıkarabilen kişi bir daha aynı yanlışları yapmıyor tıpkı insanları çok güvendiği için hep arkadan hançerlenen Ankara travestilerinden bir dostum gibi oysa güven dünyada en zor kazanılan ve en çabuk kaybedilen duygudur. Güveni kazanmak ise kendini tanımaktan geçer. Bugün ak dediğine yarın kara diyen bir kişiliğiniz varsa hiçbir zaman güven aşılayamazsınız. Bir prenses tarafından öpülünce prense dönüşen kurbağa masalını bilirsiniz. O lanetlenmiş yaratık, bir yanıyla kurbağa diğer yanıyla bir prenstir. Kendimizi bu masalın kahramanına benzetirsek; acaba öncelikle hangi yönümüzün farkındayız? Çoğu zaman kendimize ne kadar kötü davrandığımızın, kendimize bazen adeta “kurbağa muamelesi” yaptığımızın farkındamıyız.  Farkındalık için biraz kafa yormamız gerekiyor saygılarımla İclal.

 

Toprak elden giderken

Bugün çok üzücü bir haber okudum internette olamaz böyle bir şey dedirten bir haber. Ülkemizde tarım arazisi kalmadığı için Afrika’da tarım arazisi kiralamaya çalışıyormuşuz. İnanamadım önce birkaç gazeteye göz attım evet haber doğruydu. Yani söylemek istediğim toprak bırakmamışız koca ülkede her yeri betonla örtüp imara açmışız. Yazıklar olsun bize Atalarımızın emanetini koruyamadık.  Bizden sonra gelen nesile artık ne anlatırız bilmem ama derhal önlem almazsak yakın bir zamanda açlık ve kuraklıkla da boğuşacağız. Bundan çok uzun yıllar önce Kızılderili Efsaneleri ve Masalları1 adında bir kitap hediye almıştım. Kitaptaki hikayelerden biri “Mısır Anne” öyküsü idi. Bu öyküyü çok beğenen İstanbul travestilerinden bir dostum kendisi okuduktan sonra bana hediye etmişti. Bu hikayeyi o günlerde çok abartılı bulmuştum ama bugün bu fikirde değilim. Rüzgarın devinimi, suyun nemi, güneşin sıcaklığıyla hayat bulan genç bir adamla, çiçeklerin en güzelinden, çiyden ve sıcaklıktan meydana gelmiş olan genç bir kız evleniyorlar. Çocukları olunca genç kadın aynı zamanda “İlk Anne” oluyor. Çoğaldıkça avladıkları hayvanlar azalıyor, kıtlık baş göstermeye başlıyor. Aç çocuklarına bir şey veremedikçe İlk Anne oturup ağlıyor. Tek çare olarak kocasının onu öldürmesi gerektiğini düşünüyor ve neler yapılması gerektiğini kocasına anlatıyor. Kocası onu öldürdükten sonra, iki oğlu saçlarından kavrayacak, bedenini kıraç topraklar üzerinde etleri bedeninden ayrılana kadar sürekleyecekler. Sonra da kemiklerini toplayıp açıklığın orta yerine gömecekler. Yedi dolunay bekleyecekler ve sonra onu gömdükleri yere geri dönecekler. Sevgiyle döktüğü etlerini orada bulacaklar ve bu da onları besleyip büyütecek. Bu fikri duyan kocası perişan vaziyette bilge dayısına danışmaya gidiyor ve o da bunun yapılması gerektiğini söylüyor. Adam çaresizce karısının dediklerini kabul ediyor. Her şeyi İlk Annenin tarif ettiği gibi yapıyorlar ve yedi ay sonra geri döndüklerinde arazinin uzun, yeşil püsküllü bitkilerle kaplı olduğunu görüyorlar. Bitkinin meyvesi – mısır – İlk Annenin yesinler, gelişip serpilsinler diye halkına feda ettiği etlerinden meydana geliyor. Onun önerdiği şekilde hepsini yemeyip  bir kısmını yine toprağa gömüyorlar. Böylece nesiller boyunca her yedi ayda bir mısır kendini yenilemeye devam ediyor. Biz de şimdi birbirimizi mi kesmeliyiz hayır daha o duruma gelmedik şükür ama önlem almamız gerekiyor.Sevgiler İclal.

Güneş banyosu

Güneşte fazla kalmanın hep zararlı olduğu öğretildi bize oysa güneş banyosu yapmanın bilmediğimiz pek çok faydası bulunmaktadır. Uzmanlar her ne kadar güneş ışığına gereğinden fazla maruz kalmanın ölümcül cilt kanserine davetiye çıkardığını belirtse, bir yandan da pozitif yanlarını keşfetmeye devam ediyor. Yapılan son araştırmayla bilinenin aksine bu kez D vitaminlerinin değil, güneş ışınlarının diğer etkileri gözlemlendi. Dikkat çekici araştırmada özellikle nikrit oksitin hayati önemi gözler önüne serildi. Bilim insanları, güneş ışınları sayesinde vücutta serbest kalan nikrit oksitin yarattığı bu faydaların, hayati önem taşıdığını belirtiyor. bilim insanları, güneş ışınlarının kardiyovasküler sistemimizi korumada ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan beyin kimyasalı serotinin üretiminde önemli bir rolü olduğunu ortaya çıkardı. Güneşten kaçmayın tam tersine nerede güneş bulursanız hemen bir güneş banyosu yapın. Ünlü bir derginin yaptığı araştırmaya göre güneş ışınlarına aşırı maruz kalan yüz kadından bir buçuğunun yirmi yıl içinde hayatını kaybettiği, buna karşın aynı dönem içerisinde güneşten sakınan yüz kadından üçünün öldüğü vurgulandı. Kısacası güneş öyle sanıldığı gibi kimseyi kanser yapıp öldürmüyor. Bu veriler, güneş ışınlarına daha fazla maruz kalan insanların, kalp hastalıklarına karşı daha dirençli olduğunu ve kanserle ilişkili olmayan hastalıklara daha az yakalandığını ortaya koydu. Bunun sebebi, tansiyonu düşüren ve kan hücrelerinin genişlemesini sağlayan nitrik oksitin, güneş ışınlarıyla serbest kalmasına bağlanıyor. Nitrik oksitin yararı bununla da sınırlı değil. Yeterli düzeyde nitrik oksitin kan dolaşımında bulunmadığı durumlarda insülinin işlevini gerçekleştiremediği, bunun da diyabete neden olduğu biliniyor. Bilim insanları, istatistiklere göre dozunda güneş ışığının daha uzun, sağlıklı ve mutlu bir hayata yardımcı olduğuna dikkat çekerken, Amerika’da bir üniversite profesörünün yaptığı araştırmanın güneşten kaçmanın da olayı abartmanın da tehlikeli sonuçları olabileceğine dikkat çekerek, insanların bir denge kurması gerektiğini vurguluyor. O zaman ne güneşte çok fazla kalıp riske giriyoruz ne de doğan güneşten korkup kapalı mekanlara sığınıyoruz. Artık doz ayarını herkes ten rengine göre kendisi seçsin yani açık tenliler daha az koyu tenliler daha fazla güneşte kalabilir. Güneşi bol günler dilerim İclal.

Ölümsüz aşklar

Ölümsüz aşkları sadece filmlerde izleyenler için inanması zor bir kavram ama etrafınızda koşulsuz seven biri varsa inanmak daha kolay hale geliyor.

İlk görüşte âşık olabilirsiniz. Fiziksel bir çekime kapılarak âşık olabilirsiniz. Tutku ve ihtiras dolu bir serüvene çıkabilirsiniz. Paylaşımlarınız üzerinden aşka tutunabilirsiniz. Hiçbir bağlayıcılığı olmayacak şekilde de aşkı tanımlayabilirsiniz. Peki gelecek planlarınızla uyumlu bir aşka ne dersiniz? Ya da belki ölümsüz aşkı bulursunuz. Onu “o” olduğu için seversiniz ve asla vazgeçmezsiniz. Aşk artık plastik gibi bir şey günümüzde… Her ne kadar farkında olmasak da, dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş, aşkın etrafını da sardı sarmaladı. Eski aşk şarkılarında yaşadığımız duyguları bile yaşayamaz hale geldik. Dilimize dolanan bir aşk şarkısı kalbimizi biraz kıpırdatıyor ama o kadar işte bir süre sonra gerçek hayatla yüz yüze geliyoruz. Aşk aslında hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir! Ve bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun  hükümdarlığına girmiş olan travesti bireyler ne dediğimi iyi anlıyorlardır ama aşkı tatmamış olanlara ne kadar anlatırsanız anlatın aşkı anlayamazlar. Bir insanın başka bir insan için kendinden vazgeçmesi imkansız olsaydı Kerem Aslı için Ankara travestilerinden Banu sonsuz aşkı için kendini unutmazdı. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek bile yoktur. Sevdiğiniz zaman akan sular durur! Küçücük bir çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili “tek”tir. Aşkın zamanı da yoktur. Herhangi bir yerde, herhangi bir zaman diliminde, her halükârda ve hep hazırlıksız yakalar sizi… Evli olmanız ya da bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız, bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umurunda değildir. Aşk hayata karşı işlenilen “en doğru suç ortaklığıdır”.Gerçek aşk cesaret ister, kocaman bir “yürek” ister. Aşk tutkuların en büyüğü, aşkı yaşarken olumlu, tatlı en güzel duyguları yaşadığımız, olumsuz olduğunda ise en acı duygularla savaşmak zorunda kaldığımız başa çıkılması en zor tutkudur. Hepinize aşk olsun canlarım sevgilerimle travesti İclal.

 

 

 

Ben mükemmelim

Ben o’yum diye bir oyun var. Genellikle özgüven eksikliği yaşayan bireylere terapistler tarafından uygulanıyor.

Oyun şöyle başlıyor… İki kişi veya çok kişi olursa çok daha iyi sonuçlar çıkıyor. Ben eksik sıfatlarımı yazıyorum. Karşımdaki kişiyle göz göze ve el ele şöyle bir olumlamaya başlıyoruz. Belki inanmak isteyip inanmayarak, belki zorla; Oyunun çoğu insan üzerinde hoş etkileri var. Bir gruba psikologlar eşliğinde terapi sırasında oynatılan bu oyunda, kocası tarafından aldatılmış bir kadın kendini “arzu edilemez” olarak görürken, pozitif aşılama başlıyor. Kadın çok zorlanıyor bunu söylemeye: “Ben arzu edilebilirim.” Bir, iki, üç… Sonra karşısına bir adam oturtuluyor. Kadının elini tutuyor, gözlerinin içine bakarak, aşılama tekrar başlıyor: “Sen arzu edilebilirsin.” Bir, iki, üç… Kadın ağlayarak ve kalpten inanarak söylüyor sonunda: “Ben arzu edilirim.”

Belli durumlarda kendimize sıfatladığımız bazı şeyleri zor telaffuz edebiliriz. İşsizken “Zenginiz” diyemeyiz belki… Ama böyle bir durumda zengin olabileceğimizi hayal etmek önemlidir. Ben de bu bilgileri bu sıralar böyle bir terapiye katılan Alanya travestilerinden bir arkadaşımdan öğreniyorum. Oldukça ilgimi çektiğimi itiraf edebilirim. Ayrıca bu oyuna başlayanlar için çok iyi bir başlangıç önerisi de vermek istiyorum. Elinize bir çocukluk fotoğrafınızı alın. Bizler, çocukluğumuzla bizim olan, bizde gerçekte var olan sıfatları reddetmeye başlıyoruz. O fotoğraflar size neyin eksik olduğunu söyleyecektir, biliyorum. Eksiklerinizi bulun ve onları bir kağıda yazın sonra ı-oyun arkadaşınızın eline kağıdı tutuşturun ve ondan size bu eksiklikleri yok sayarak söylemesini yani çirkinseniz bile çok güzelsin demesini isteyin. Aynı şeyleri siz de karşı taraftaki insana yapın. Terapi sonrası emin olun her şey değişiyor, hayata bakış açınız kendinize biçtiğiniz değer her şey farklı oluyor. Mükemmel olduğunuza bu oyun sonrasında emin olacaksınız. Deneyen başka travesti arkadaşlarım da oldu hepsi sonuçtan memnun ben de bir oyun arkadaşı bulur bulmaz deneyeceğim.

Kendime söyleteceğim ilk kelimeler enerjik, esnek, kabul edici, sağlıklı, yetenekli, akıllı, onurlu, başarılı, aydınlanmış, eğlenceli, özgür, bilgili, zengin, dengeli, mutlu, arzu edilen, coşkulu, cesur, şanslı, sanatçı, parlak, bilinçli, romantik, sıcak kalpli, yumuşak, duyarlı, arzu edilebilir, hoşnut, uyumlu, sakin, kaygısız, cömert, kararlı, daha çok var ama hepsini burada saymayacağım. Saygılar travesti İclal’den hepinize.

Kızlar biraz da evde kalsın

Sanki dünya denilen gezegen sadece kadın ve erkeğin aile kurup, çogalması üzerine kurulmuş. Bütün hayatımızı bize öğretilen rolü oynayarak, aslında ne istediğimize dikkat etmeden geçiriyoruz. Dünyaya kız çocuğu olarak gelmişsen hamarat olacaksın, annene ev işlerinde yardım edeceksin. Bu arada çeyizini hazırlayacaksın. En yüksek okulları da bitirsen zengin bir adamın gönlünü çalacaksın. Yoksa yandığının resmidir evde kalır kız kurusu olursun.

Yazarken bile saçmalık karşısında dilim tutuldu. Kadınların bu dünyadaki yeri bu kadar mı diye hayıflandım. Öyle ya bizden bilim adamı olmaz, siyasetçi olmaz, dünyayı kurtaran kahramanların hepsi erkek yani kahraman olmak gibi bir hakkımız bile yok. Seni seven bir adam buldun mu, parası var mı, evine bağlı mı senin sevmen önemli değil zaten yapış adama attır imzayı. ‘kocam olsun da çamurdan olsun’ dedirten şey toplumun bu baskısı.

Böyle gelmiş böyle gider diyorlar namus deyince sadece sen akla geliyorsun. Gece biraz dışarı çıkmak istesen elalem ne der diyorlar. Erkek doğdum ama ben bir kadınım duygularım ve bedenimin istediği bu desen aman sakın deme bu toplum daha kendi kız çocuklarını kabullenemedi bir de sen çıkma başlarına. Etiketi yer oturursun sanki travesti dediğin hep ahlaksız olmalı, hep onların kılıfına uymalı sen ne kadar toplum kurallarına bağlı kendi halinde yaşarsan yaşa seni dışlayacak bir konu bulup, üstüne yapıştırırlar. Maalesef kadın olmak zor zanaat, erkeksen sorun yok kapılar ardına kadar açık ne de olsa erkeğin şanındadır. Gez toz istediğini istediğinle aldat sorun olmaz. Evlilik imzasını atmadığın sürece özgürsün.   İmzayı attıktan sonra senden de bir sadakat beklenir evini geçindirmen doğru düzgün baba olman beklenir. Evlilik, toz pembe pamuk şekeri değil maalesef. İyi günü var, kötü günü var. Kavgası var, zorlukları var. Para harcama alışkanlıklarınızdan, ailelerle kurulacak ilişkilerin mesafesine, çocuk yetiştirme yöntemlerinizin farklılığından, evdeki iş bölümüne kadar her şey problem çıkarabilir bir evlilikte. Sevgi sağlam olacak ki, bu zorlukları aşmaya gücünüz olsun.

Bu kuralı bozmak için aman sende kızlar birazda evde kalsın. Belki toplum yargıları bu sayede biraz değişir. Saygılarımla.

Haddini bilmek

  İnsanlar nerede hadlerini bilmeleri gerektiğine karar verme yetisinde olmalılar. Bir insan haddini bilmiyorsa nerede ne yapacağını bilemezsiniz. Böyle insanlarla doğru ilişkiler kurmak da sağlıklı olmayacaktır. Haddini bilmek ile ilgili harika bir hikaye okudum ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

Zamanın birinde İngiltere Kraliçesi’ne kocaman bir inci hediye edilmiş. Kraliçe inciyi tacına taktırmak istemiş ama büyüklüğü karşısında bu mümkün olmayacağından incinin delinerek, tahtın arkasına asılmasını istemiş. İngiltere’deki bütün kuyumcular, böyle nadir bir inciyi delerken kırılmasından korkarak bu işe yanaşmamışlar. İnci, Fransa başta olmak üzere pek çok ülkenin kuyumcularına götürülmüş ama hepsi de aynı gerekçeyi ileri sürüp inciyi delmeye yanaşmamışlar. En sonunda Osmanlı’da böyle büyük bir ustanın olduğu ve inciyi delebileceği söylenmiş.

Hemen apar topar inci Osmanlı sınırlarında yaşayan ustaya getirilmiş bizim ustada inciyi kırmaktan korktuğu için delmeye yanaşmamış tam inciyi geri verecekken aklına çırağı gelmiş. Çırağı yanına çağırmış ve ondan inciyi delmesini istemiş acemi çırak elindeki kesici aletle inciyi bir çırpıda delmiş.

Bu duruma şaşıran İngilizler şaşkınlıkla şu soruyu sormuşlar – Ya usta bu nasıl iş, dünyanın en ünlü kuyumcularının yapamadığı bu işi bu çocuk nasıl yapar?

Usta bir İngilizlere bakmış, bir de inciyi delen çırağa ve soruyu cevaplamış:

– Efendim, o haddini bilmez basit ve beceriksiz bir çırak!

Haddini bilmeyen insanların kıymet de bilmeyeceğini anlatan bu hikaye aslında onların nasıl da güvenilir olmadığının asla onlara arkanı dönmemen gerektiğini çok güzel bir şekilde anlatıyor. Üstelik onlar size bir inci kadar bile değer vermeyeceklerdir. Haddini bilmek bazen en iyi bildiğin bir konuda bile susmayı gerektirir. Buna ister karşı tarafa saygı deyin ister her zaman başkalarının fikrine de saygı göstermek deyin. Sonunda ortak nokta her zaman haddini bilmeye gelip dayanacaktır. Haddini bilen insan, yapamayacağı şeylere atlayıp, sonradan patlama gibi bir şeyle çok zor karşılaşır. Salak ya da aptal denen insanların sorunu aslında sandığımız gibi salaklık ya da aptallıkları değil, basit bir haddini bilmeme durumudur. Haddinizi bilin,  saygılarımla.

 

Plajlarda yeni moda

Etrafından ipler, kesik kumaşlar sarkan adına kimono denilen yeni moda plajları şimdiden doldurdu. Kimono deyince akla şu birbirinden çirkin ama erkeklerin taptığı geyşalar geliyor ama işin aslı öyle değil şimdilerde yeni moda kıyafetin adı da kimonoymuş. Kime ne değil yani kimono giyene yakışıyorsa sorun yok da yakışmayan giymese iyi olur. Kendinizi komik duruma düşürmeye çalışmayın ah kızlar travestilerde vücut sütün gibi onlara ne giyse yakışıyor da her kadın onlar kadar güzel olamıyor ki, sakın bana her kadın güzel demeyin güzelden anlarım, saygım da sonsuzdur.

Modada sınırları zorlayan bu kimonolardan bir tane de ben alayım dedim. Çıktım çarşı Pazar dolaştım. Ay bedenimi bulamadım. Benim bedende olanları en önce satmışlar geriye 34 bedenler kalmış

sanırsın İngiltere’den mankenler gelip bizim pazardan alış veriş yapacaklar kim girer canım 34 bedenin içine burası tombul, balıketli kadınların meşhur olduğu bir ülke getirin biraz büyük bedenlerinden millet faydalansın. Çiçek desenlisi, püsküllüsü, uzunu, kısası, danteli, filesi, şifonu, keteni derken bu kadar çok seçenek biraz kafa karıştırıyor ama bedenimi bulsam hepsinden bir tane alacağım. Bu yaz bizim travesti kızlara hediye alamamıştım bir kimono hediye etmek istediğim o kadar çok arkadaşım var ki. Deniz kenarında otururken bir bakıyorum 1.80 boyunda 55 kilo bir kadın giymiş kimonosunu salına salına geziyor gözüm kalmadı desem yalan ah ben de hala beden arıyorum  bu gidişle ben bulana kadar kimono modası geçecek. Plajların bir de kaslarını şişirmiş yakışıklı delikanlıları var onlarında gözü kimonolu kadınlarda benim yok ya kimsenin dikkatini çekemedim. Hiç bulamazsan Antalya travestilerinden Bade’den benim için limandan bir tane almasını isteyeceğim. Bu yaz ben bu kimonoyu giyemezsem çıldırırım. Takıntılı olmak böyle bir şey işte aman siz benim gibi takmayın kafanızı böyle boş şeylere dünyanın tek derdi kimono değil.

Moda denilince bende akan sular duruyor ve illa giymeye can atıyorum. Ne yaparsınız küçüklüğümden kalan bir alışkanlığım bir türlü değiştiremiyorum. Anneciğim bizim semt pazarından bana her sene yeni bir gardrop düzenlerdi asla geçen yıldan kalan kıyafetlerimi giydirmezdi. Ben de öyle alıştım gitti. Şimdi gözümün önünden renk renk kimonolu kadınlar geçiyor ve ben eriyorum. Tutmayın beni de gidip en kısa zamanda kendime uyun bedenini bulayım. Hadi görüşmek üzere.

Midesi yananlar mutlaka okusun

Ne zaman dışarıda yemek yesem arkasından midem yanmaya hatta yediklerim yemek borusuna doğru hareket etmeye başlıyorlar. Aslında sağlıksız yiyeceklerden uzak dururum.Ama neden başıma böyle bir şeyin geldiğini de merak etmeden duramadım ve önce bir doktora gittim.  Doktor kısa bir muayeneden sonra yediğim yemeklerin içinde kullanılan malzemelerin farklılaşmasının mide asitlerin fazlalaşmasına neden olduğunu ve bunun önüne geçebilmek için her zaman aynı elden beslenmem gerektiğini söyledi. Acaba eve bir aşçı mı alsam diye düşünürken aslında sorunun aynı yağ veya aynı marka salça ile çözülebileceğini öğrendim. Sağ olsun eski dostum İzmir travestilerinden Aşkın, kendi mide probleminden nasıl kurtulduğuyla ilgili bana bir reçete gönderdi. Şimdilerde mide yanmalarım azaldı. Ama kafam da hala neden mide yanması yaşanır ile ilgili sorular dolaşıyor. Ben de midesi yanan herkesi bu konuda aydınlatmak için küçük bir araştırma yaptım, kıymetimi bilin yakında sizin sayesinde doktorluk diplomamı bile alırım. Mide yanmasının en basit sebebi, yeme alışkanlıklarındaki yanlışlardan kaynaklanır. Zor sindirilen, işlem görmüş, yeterince temizlenmemiş gıdaların tüketilmesi sonucu ya da bu yiyeceklerin yeterince çiğnenmeden yutulması sonucunda mide yanması görülebilir. Aynı zamanda öğünlerde aşırıya kaçanlar da bu sorundan muzdarip olabilirler. Fazla dar ya da midenin çevresini rahatsız eden şeyler giyinmek de yanma yapabilir. Şikâyetlerin sebepleri bunlar ise, yemeklerin az az ama sık sık tüketilmesi, ek olarak da yeterince çiğnenip yutulması sonucu şikâyetlerde hafifleme olacaktır. Ayrıca oda sıcaklığında bir bardak süt ya da bol su içilerek de mide yanması hafifletilebilir. Bu iki sıvı da asitsiz olduğundan midenin hareketlerinin düzene girmesini ve yatışmasını sağlar.  Ayrıca yemek yedikten hemen sorma yatmamak ağır sporlar yapmamak da çok önemli. Benim aldığım tedbirlerden biri de yatarken yüksek yastık kullanmak oldu bunu herkese tavsiye edebilirim. Ara sıra boynunuz tutulsa da mide yanması şikayetinizin azaldığını göreceksiniz.

Mide yanmanız tüm bu tedbirleri almanıza rağmen devam ediyorsa bir süre perhiz yapmanız da gerekebilir. Mide için en sağlıklı besinler patates, muz, ıspanak ve tahıllardır ama patatesi kızartarak yemeye devam ederseniz bir işe yaramayacaktır. Kızartmalar her zaman midenin düşmanıdır, zaten kilo da aldırdığından yemeseniz daha iyi olur. Sağlıklı günler dilerim.