Ben mükemmelim

Ben o’yum diye bir oyun var. Genellikle özgüven eksikliği yaşayan bireylere terapistler tarafından uygulanıyor.

Oyun şöyle başlıyor… İki kişi veya çok kişi olursa çok daha iyi sonuçlar çıkıyor. Ben eksik sıfatlarımı yazıyorum. Karşımdaki kişiyle göz göze ve el ele şöyle bir olumlamaya başlıyoruz. Belki inanmak isteyip inanmayarak, belki zorla; Oyunun çoğu insan üzerinde hoş etkileri var. Bir gruba psikologlar eşliğinde terapi sırasında oynatılan bu oyunda, kocası tarafından aldatılmış bir kadın kendini “arzu edilemez” olarak görürken, pozitif aşılama başlıyor. Kadın çok zorlanıyor bunu söylemeye: “Ben arzu edilebilirim.” Bir, iki, üç… Sonra karşısına bir adam oturtuluyor. Kadının elini tutuyor, gözlerinin içine bakarak, aşılama tekrar başlıyor: “Sen arzu edilebilirsin.” Bir, iki, üç… Kadın ağlayarak ve kalpten inanarak söylüyor sonunda: “Ben arzu edilirim.”

Belli durumlarda kendimize sıfatladığımız bazı şeyleri zor telaffuz edebiliriz. İşsizken “Zenginiz” diyemeyiz belki… Ama böyle bir durumda zengin olabileceğimizi hayal etmek önemlidir. Ben de bu bilgileri bu sıralar böyle bir terapiye katılan Alanya travestilerinden bir arkadaşımdan öğreniyorum. Oldukça ilgimi çektiğimi itiraf edebilirim. Ayrıca bu oyuna başlayanlar için çok iyi bir başlangıç önerisi de vermek istiyorum. Elinize bir çocukluk fotoğrafınızı alın. Bizler, çocukluğumuzla bizim olan, bizde gerçekte var olan sıfatları reddetmeye başlıyoruz. O fotoğraflar size neyin eksik olduğunu söyleyecektir, biliyorum. Eksiklerinizi bulun ve onları bir kağıda yazın sonra ı-oyun arkadaşınızın eline kağıdı tutuşturun ve ondan size bu eksiklikleri yok sayarak söylemesini yani çirkinseniz bile çok güzelsin demesini isteyin. Aynı şeyleri siz de karşı taraftaki insana yapın. Terapi sonrası emin olun her şey değişiyor, hayata bakış açınız kendinize biçtiğiniz değer her şey farklı oluyor. Mükemmel olduğunuza bu oyun sonrasında emin olacaksınız. Deneyen başka travesti arkadaşlarım da oldu hepsi sonuçtan memnun ben de bir oyun arkadaşı bulur bulmaz deneyeceğim.

Kendime söyleteceğim ilk kelimeler enerjik, esnek, kabul edici, sağlıklı, yetenekli, akıllı, onurlu, başarılı, aydınlanmış, eğlenceli, özgür, bilgili, zengin, dengeli, mutlu, arzu edilen, coşkulu, cesur, şanslı, sanatçı, parlak, bilinçli, romantik, sıcak kalpli, yumuşak, duyarlı, arzu edilebilir, hoşnut, uyumlu, sakin, kaygısız, cömert, kararlı, daha çok var ama hepsini burada saymayacağım. Saygılar travesti İclal’den hepinize.

 

Kızlar biraz da evde kalsın

Sanki dünya denilen gezegen sadece kadın ve erkeğin aile kurup, çogalması üzerine kurulmuş. Bütün hayatımızı bize öğretilen rolü oynayarak, aslında ne istediğimize dikkat etmeden geçiriyoruz. Dünyaya kız çocuğu olarak gelmişsen hamarat olacaksın, annene ev işlerinde yardım edeceksin. Bu arada çeyizini hazırlayacaksın. En yüksek okulları da bitirsen zengin bir adamın gönlünü çalacaksın. Yoksa yandığının resmidir evde kalır kız kurusu olursun.

Yazarken bile saçmalık karşısında dilim tutuldu. Kadınların bu dünyadaki yeri bu kadar mı diye hayıflandım. Öyle ya bizden bilim adamı olmaz, siyasetçi olmaz, dünyayı kurtaran kahramanların hepsi erkek yani kahraman olmak gibi bir hakkımız bile yok. Seni seven bir adam buldun mu, parası var mı, evine bağlı mı senin sevmen önemli değil zaten yapış adama attır imzayı. ‘kocam olsun da çamurdan olsun’ dedirten şey toplumun bu baskısı.

Böyle gelmiş böyle gider diyorlar namus deyince sadece sen akla geliyorsun. Gece biraz dışarı çıkmak istesen elalem ne der diyorlar. Erkek doğdum ama ben bir kadınım duygularım ve bedenimin istediği bu desen aman sakın deme bu toplum daha kendi kız çocuklarını kabullenemedi bir de sen çıkma başlarına. Etiketi yer oturursun sanki travesti dediğin hep ahlaksız olmalı, hep onların kılıfına uymalı sen ne kadar toplum kurallarına bağlı kendi halinde yaşarsan yaşa seni dışlayacak bir konu bulup, üstüne yapıştırırlar. Maalesef kadın olmak zor zanaat, erkeksen sorun yok kapılar ardına kadar açık ne de olsa erkeğin şanındadır. Gez toz istediğini istediğinle aldat sorun olmaz. Evlilik imzasını atmadığın sürece özgürsün.   İmzayı attıktan sonra senden de bir sadakat beklenir evini geçindirmen doğru düzgün baba olman beklenir. Evlilik, toz pembe pamuk şekeri değil maalesef. İyi günü var, kötü günü var. Kavgası var, zorlukları var. Para harcama alışkanlıklarınızdan, ailelerle kurulacak ilişkilerin mesafesine, çocuk yetiştirme yöntemlerinizin farklılığından, evdeki iş bölümüne kadar her şey problem çıkarabilir bir evlilikte. Sevgi sağlam olacak ki, bu zorlukları aşmaya gücünüz olsun.

Bu kuralı bozmak için aman sende kızlar birazda evde kalsın. Belki toplum yargıları bu sayede biraz değişir. Saygılarımla.

Haddini bilmek

  İnsanlar nerede hadlerini bilmeleri gerektiğine karar verme yetisinde olmalılar. Bir insan haddini bilmiyorsa nerede ne yapacağını bilemezsiniz. Böyle insanlarla doğru ilişkiler kurmak da sağlıklı olmayacaktır. Haddini bilmek ile ilgili harika bir hikaye okudum ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

Zamanın birinde İngiltere Kraliçesi’ne kocaman bir inci hediye edilmiş. Kraliçe inciyi tacına taktırmak istemiş ama büyüklüğü karşısında bu mümkün olmayacağından incinin delinerek, tahtın arkasına asılmasını istemiş. İngiltere’deki bütün kuyumcular, böyle nadir bir inciyi delerken kırılmasından korkarak bu işe yanaşmamışlar. İnci, Fransa başta olmak üzere pek çok ülkenin kuyumcularına götürülmüş ama hepsi de aynı gerekçeyi ileri sürüp inciyi delmeye yanaşmamışlar. En sonunda Osmanlı’da böyle büyük bir ustanın olduğu ve inciyi delebileceği söylenmiş.

Hemen apar topar inci Osmanlı sınırlarında yaşayan ustaya getirilmiş bizim ustada inciyi kırmaktan korktuğu için delmeye yanaşmamış tam inciyi geri verecekken aklına çırağı gelmiş. Çırağı yanına çağırmış ve ondan inciyi delmesini istemiş acemi çırak elindeki kesici aletle inciyi bir çırpıda delmiş.

Bu duruma şaşıran İngilizler şaşkınlıkla şu soruyu sormuşlar – Ya usta bu nasıl iş, dünyanın en ünlü kuyumcularının yapamadığı bu işi bu çocuk nasıl yapar?

Usta bir İngilizlere bakmış, bir de inciyi delen çırağa ve soruyu cevaplamış:

– Efendim, o haddini bilmez basit ve beceriksiz bir çırak!

Haddini bilmeyen insanların kıymet de bilmeyeceğini anlatan bu hikaye aslında onların nasıl da güvenilir olmadığının asla onlara arkanı dönmemen gerektiğini çok güzel bir şekilde anlatıyor. Üstelik onlar size bir inci kadar bile değer vermeyeceklerdir. Haddini bilmek bazen en iyi bildiğin bir konuda bile susmayı gerektirir. Buna ister karşı tarafa saygı deyin ister her zaman başkalarının fikrine de saygı göstermek deyin. Sonunda ortak nokta her zaman haddini bilmeye gelip dayanacaktır. Haddini bilen insan, yapamayacağı şeylere atlayıp, sonradan patlama gibi bir şeyle çok zor karşılaşır. Salak ya da aptal denen insanların sorunu aslında sandığımız gibi salaklık ya da aptallıkları değil, basit bir haddini bilmeme durumudur. Haddinizi bilin,  saygılarımla.

 

Plajlarda yeni moda

Etrafından ipler, kesik kumaşlar sarkan adına kimono denilen yeni moda plajları şimdiden doldurdu. Kimono deyince akla şu birbirinden çirkin ama erkeklerin taptığı geyşalar geliyor ama işin aslı öyle değil şimdilerde yeni moda kıyafetin adı da kimonoymuş. Kime ne değil yani kimono giyene yakışıyorsa sorun yok da yakışmayan giymese iyi olur. Kendinizi komik duruma düşürmeye çalışmayın ah kızlar travestilerde vücut sütün gibi onlara ne giyse yakışıyor da her kadın onlar kadar güzel olamıyor ki, sakın bana her kadın güzel demeyin güzelden anlarım, saygım da sonsuzdur.

Modada sınırları zorlayan bu kimonolardan bir tane de ben alayım dedim. Çıktım çarşı Pazar dolaştım. Ay bedenimi bulamadım. Benim bedende olanları en önce satmışlar geriye 34 bedenler kalmış

sanırsın İngiltere’den mankenler gelip bizim pazardan alış veriş yapacaklar kim girer canım 34 bedenin içine burası tombul, balıketli kadınların meşhur olduğu bir ülke getirin biraz büyük bedenlerinden millet faydalansın. Çiçek desenlisi, püsküllüsü, uzunu, kısası, danteli, filesi, şifonu, keteni derken bu kadar çok seçenek biraz kafa karıştırıyor ama bedenimi bulsam hepsinden bir tane alacağım. Bu yaz bizim travesti kızlara hediye alamamıştım bir kimono hediye etmek istediğim o kadar çok arkadaşım var ki. Deniz kenarında otururken bir bakıyorum 1.80 boyunda 55 kilo bir kadın giymiş kimonosunu salına salına geziyor gözüm kalmadı desem yalan ah ben de hala beden arıyorum  bu gidişle ben bulana kadar kimono modası geçecek. Plajların bir de kaslarını şişirmiş yakışıklı delikanlıları var onlarında gözü kimonolu kadınlarda benim yok ya kimsenin dikkatini çekemedim. Hiç bulamazsan Antalya travestilerinden Bade’den benim için limandan bir tane almasını isteyeceğim. Bu yaz ben bu kimonoyu giyemezsem çıldırırım. Takıntılı olmak böyle bir şey işte aman siz benim gibi takmayın kafanızı böyle boş şeylere dünyanın tek derdi kimono değil.

Moda denilince bende akan sular duruyor ve illa giymeye can atıyorum. Ne yaparsınız küçüklüğümden kalan bir alışkanlığım bir türlü değiştiremiyorum. Anneciğim bizim semt pazarından bana her sene yeni bir gardrop düzenlerdi asla geçen yıldan kalan kıyafetlerimi giydirmezdi. Ben de öyle alıştım gitti. Şimdi gözümün önünden renk renk kimonolu kadınlar geçiyor ve ben eriyorum. Tutmayın beni de gidip en kısa zamanda kendime uyun bedenini bulayım. Hadi görüşmek üzere.

 

 

Midesi yananlar mutlaka okusun

Ne zaman dışarıda yemek yesem arkasından midem yanmaya hatta yediklerim yemek borusuna doğru hareket etmeye başlıyorlar. Aslında sağlıksız yiyeceklerden uzak dururum.Ama neden başıma böyle bir şeyin geldiğini de merak etmeden duramadım ve önce bir doktora gittim.  Doktor kısa bir muayeneden sonra yediğim yemeklerin içinde kullanılan malzemelerin farklılaşmasının mide asitlerin fazlalaşmasına neden olduğunu ve bunun önüne geçebilmek için her zaman aynı elden beslenmem gerektiğini söyledi. Acaba eve bir aşçı mı alsam diye düşünürken aslında sorunun aynı yağ veya aynı marka salça ile çözülebileceğini öğrendim. Sağ olsun eski dostum İzmir travestilerinden Aşkın, kendi mide probleminden nasıl kurtulduğuyla ilgili bana bir reçete gönderdi. Şimdilerde mide yanmalarım azaldı. Ama kafam da hala neden mide yanması yaşanır ile ilgili sorular dolaşıyor. Ben de midesi yanan herkesi bu konuda aydınlatmak için küçük bir araştırma yaptım, kıymetimi bilin yakında sizin sayesinde doktorluk diplomamı bile alırım. Mide yanmasının en basit sebebi, yeme alışkanlıklarındaki yanlışlardan kaynaklanır. Zor sindirilen, işlem görmüş, yeterince temizlenmemiş gıdaların tüketilmesi sonucu ya da bu yiyeceklerin yeterince çiğnenmeden yutulması sonucunda mide yanması görülebilir. Aynı zamanda öğünlerde aşırıya kaçanlar da bu sorundan muzdarip olabilirler. Fazla dar ya da midenin çevresini rahatsız eden şeyler giyinmek de yanma yapabilir. Şikâyetlerin sebepleri bunlar ise, yemeklerin az az ama sık sık tüketilmesi, ek olarak da yeterince çiğnenip yutulması sonucu şikâyetlerde hafifleme olacaktır. Ayrıca oda sıcaklığında bir bardak süt ya da bol su içilerek de mide yanması hafifletilebilir. Bu iki sıvı da asitsiz olduğundan midenin hareketlerinin düzene girmesini ve yatışmasını sağlar.  Ayrıca yemek yedikten hemen sorma yatmamak ağır sporlar yapmamak da çok önemli. Benim aldığım tedbirlerden biri de yatarken yüksek yastık kullanmak oldu bunu herkese tavsiye edebilirim. Ara sıra boynunuz tutulsa da mide yanması şikayetinizin azaldığını göreceksiniz.

Mide yanmanız tüm bu tedbirleri almanıza rağmen devam ediyorsa bir süre perhiz yapmanız da gerekebilir. Mide için en sağlıklı besinler patates, muz, ıspanak ve tahıllardır ama patatesi kızartarak yemeye devam ederseniz bir işe yaramayacaktır. Kızartmalar her zaman midenin düşmanıdır, zaten kilo da aldırdığından yemeseniz daha iyi olur. Sağlıklı günler dilerim.

 

Artık SMS istemiyorum

Sabahtan bu yana bir mesaj trafiği yaşıyorum ki sormayın. Ben bayramlarda bile telefonumun bu kadar çok titrediğini bilmem. Oysa şimdi birkaç müşteri kapmak için sıraya girmiş ne kadar firma varsa mesajlarını ulaştırmak için bir yarışa girmişler.

Önceleri nedenini anlamamıştım ama gazete haberlerinden öğrendiğime göre bir mayısa kadar reklam gönderim onayı almazlarsa artık kimseye reklam mesajı atamayacaklarmış. Bu yeni kanundan  Allah razı olsun. Bazen araba kullanırken gelen mesajlar yüzünden dikkatim dağılıyor, bazen ise lüzumsuz mesajlar yüzünden sinirim bozuluyordu galiba yakın zamanda bu sinir harbinden kurtulacağız. Aman diyeyim sakın güvenmediğiniz firmaların gönderdikleri mesajları onaylamayın.

Üstelik bu durumda olan da sadece ben değilim sanırım çünkü bugün hangi arkadaşımı arasam aynı durumdan şikayet etti. Hatta Aydın travestilerinden bir arkadaşım, gelen sms mesajları yüzünden erkek arkadaşıyla papaz olmuş, durumu bilmeyen arkadaşı sürekli mesaj atanın başka bir erkek olduğunu düşündü herhalde zaten bu erkekler kıllanacak yer arıyorlar. Kıskançlık duyguları zirvelerde geziyorlar oysa kendi telefonuna ya da bilgisayarına gelen maillere falan baksa durumu anlardı.

Ha ne diyordum? Gelen mesajları onaylamadan önce iyice düşünmek lazım o firmanın mesajları sizin işinize yaramıyorsa ki çoğu gereksiz kutusunda birikir benim yani hiç işim olmaz sakın onaylamayın. Yoksa bu mesaj yoğunluğundan kurtulmanız imkansız olur. Bildiğim kadarıyla onaylanan mesajların sahibi olan firmalar size istedikleri kadar ve istedikleri sıklıkla mesaj gönderme hakkına sahip olacaklar. Eğer onay vermezseniz sizi bir daha rahatsız edemezler çünkü büyük para cezaları ile karşı karşıya kalabilirler. Siz de benim gibi artık sms, mesaj istemiyorum diyorsanız bazı uyanık firmaların taktiğine karşı hazırlıklı olun. Uyanık firmalar eğer mesaja hayır demezseniz diye not düşmüşler. O zaman yapmanız gereken şey ise o firmadan gelen mesaja hayır cevabı göndermek olmalı. Bakalım hangileri bu yasağa ve kısıtlamaya uyacaklar gerçi bizim millet bir yolunu bulup, bu yasakları da delerler ama en azından onlar bir yol bulana kadar azıcık başımız dinlenir. Sabahın köründe acaba önemli bir şey mi var diye gelen mesajlar için uyandığım tatlı uykularım bölünmeden ne kadar rahat uyursam o kadar iyi. Hadi bakalım şimdiden gereksiz mesajlardan kurtulmamız kutlu olsun.

 

Konuşmadan anlaşabilmek

İnsanların konuşa konuşa anlaştığı eski zamanlardan hareketlerle ne anlatmak istendiği yeni bir dünya düzeninin tam da ortasındayız. Beden dili, duruşumuz, mimiklerimizi jestlerimiz ve yüz ifadelerimiz sözlü olmayan bir iletişim biçimi haline geldi.

Günümüzde insanlar beden dili hakkında pek çok bilgiye sahip oldu ve artık duygularımızı gizlememiz kendimizi ve ruh halimizi saklamamız zorlaştı. Beden diline bakarak bir insanın o anki durumu hakkında bilgi edinilebilir. İçinde bulunduğu ruh haline göre dışarıya verdiği işaretler farklılık kazanır. Bu sayede kızgınlık, öfke, gerginlik, hoşlanma, zevk, mutluluk gibi farklı duygular insanların vücut diline bakarak anlaşılabilir. Örneğin dünya üzerinde kızgınlık ve mutluluğu anlatan mimikler her zaman aynıdır. Güleriz ya da suratımız asarız. Bir insanın ruh halini bu ortak mimikler sayesinde çözmek çok kolaydır.

Kadınların beden dilini anlamanın da çeşitli yolları vardır. Karşısındaki erkekten hoşlanan bir kadın, hoşlandığı erkekle konuşurken, parmaklarını bedeninin çeşitli bölgelerinde dolaştırabilir. Eğer parmağında ya da bileğinde bir takı varsa, bunu göstermeğe çabalar, gözlükleriyle oynar. Eğer dudaklarıyla ya da burnuyla sürekli oynuyorsa, karşısındaki erkeği istediğine dair bir işaret gönderiyor olabilir. Bunlar bir kadının ı bir şekilde ilgilendiği erkeğin dikkatini çekme yollarıdır. Bu tür Beden Dili işaretleri gönderen bir kadın, karşısındaki erkeğe seksi bir kadın olduğunu hatırlatmağa çalışıyordur.

Bu yöntemi İstanbul travestilerinden Azra ile birlikte bir arkadaş toplantısında denedik sonuç malum biz ne kadar işaret verirsek verelim beden dilinden anlamayan erkek bizim ne anlatmak istediğimiz anlamadan çekip gitti yani kısacası bu dili kullanmadan önce karşı tarafın beden dili hakkındaki bilgisini de ölçmeniz gereklidir. Bir de beden dilini en çok firmaların işe alışlarda kullandığı söyleniyor bir kişiyle mülakat sırasında elini nereye koyduğuna, bacağını nasıl hareket ettirdiğine yüz ifadelerine bakarak iş konusunda kendine güvenip güvenmediğini hatta aranan kriterlere uygun olup olmadığını anlıyorlarmış. Aslında benim böyle iş görüşmesi derdim yok ama yine de geçen yıl İzmir travestilerinden Sanat’la birlikte bir beden dili öğrenme kursuna gittik. Amacımız sadece karşımızdaki insanları konuşmaya gerek kalmadan anlayabilmekti sanırım bu konuda da oldukça başarılı olduk şimdi kimin hakkında bir yorum yapsak doğru çıkıyor tabi hata payı her zaman var. Geleceğin en büyük buluşunun konuşmadan anlaşmak olduğuna inananlardanım. Hoşcakalın.

 

 

 

 

Kararsızlar takımı

Neyi nasıl yapacağına karar veremeyen biri olarak hayatıma bir yön çizmem oldukça zor oldu.

Benim gibi kararsızlar için karar verme okulu açılsa herhalde ilk öğrencisi ben olurdum. Ömrümün yarısını karar vermek için harcayan biri olarak bir şeye karar verince ondan vazgeçmekte de bir hayli zor oluyor. Bu yüzden ani karar değişiklikleri yapan insanlara gıptayla bakıyorum tabi bir grup hariç, evlenmek için seçtikleri insandan son dakikada cayanlar sınıfı her zaman ilgi alanımın dışında kalmışlardır.

Geçen yaz gittiğim bir evlilik töreninde damat adayı masada geline hayır deyince, gelin kızın suratını bir görmeliydiniz. Sanırım bu durum  aldatılmaktan bile daha kötü olacak ki, o makyajlı güzel yüz birden bire kireç gibi bembeyaz oluverdi. Kararsızlar takımında bir üye daha olması hoş bir durum değildi. Bu insanlar kendilerini film sahnesinde sanıyor olmalılar. Arkadaşım sen son ana kadar niye karar vermezsin? Bu kadar önemli bir konuyu önceden düşünsene, yazık değil mi, o kızcağıza o kadar insanın içinde büyük bir hayal kırıklığı ile kalakaldı.

Nikah salonunu terk ederken yanımda bulunan travesti Ayda, ne terbiyesiz insanlar var. İşte sırf bu yüzden yalnız ölmeyi tercih ederim dediğinde ona herkesin bu kadar acımasız olmadığını anlatmakta zorluk çektim. Haklısınız insan bir ömür geçireceği insanı seçerken çok dikkatli davranmalı ama bunu son anda değil daha ilişkinin başında netleştirmesi gerekmez mi? Çocuk oyuncağı mı evlilik dediğin şey.

Neymiş efendim bizim damat son gece düşünmüş taşınmış, gelin adayının doğru olmadığına karar vermiş, Buna karar vermek değil resmen kararsızlığa düşmek denir. Üstelik bu durumu yapan yüzlerce kadın da var. En son gittiğim bir Amerikan filminde de gelin masadan hayır diyerek kaçmaya başlıyor zavallı damat ne olduğunu bile anlayamıyordu.

Sanki aldığı elbisenin rengini beğenmeyip, magazaya geri götürmüşcesine rahat davranan bu karasızlar yanında sanırım benim karasızlığım devede kulak kalıyor. Ah be kardeşim sen önceden kendine yakıştırdığın insanı ne oldu da son anda değiştirmeye karar verdin? Sanırsınız evlilik sırasında eski sevgilisi ile daha mutlu olduğunu hatırladı. Sevgili seçerken kılı kırk yaran travesti Ayda, en korktuğu anın bu olduğunu söylemekte oldukça haklı galiba, baksana iki yıl flört ettiğin, sana şiirler yazan adam son dakika golüyle sahaları terk ediyor. Sana düşen resimleri yırtıp, videoları silmek, artık bu hayal kırıklığını atlatmak için daha neler yaparsınız bilemem. Tek bildiğim bu duruma düşmektense daha işin başında iki kere düşünmek gerektiği, ya herru ya merru diye evlilik masasına oturmamak.

 

Doğudan gelen harika dans

Kadın vücudunun en güzel sergilendiği dans olarak bilinen oryantal, dünyaya doğu kültürlerinden yayılmıştır. Eski çağlarda toprağı kutsallaştıran insanlar bereketin ve bolluğun simgesi olarak kadını görmekteydiler. Narin bir kadının kalça ve gögüs hareketlerinin sallanan ve çalkalanan yapısı bu dansın doğmasına vesile olmuştur. Adımların az kullanıldığı bu dans, batı danslarından oldukça farklıdır. İnternette araştırdığım dans kurslarından birine bugün travesti arkadaşım Ayda ile birlikte gidip görüştük. Oldukça beğendiğimiz bu dansı tam olarak figürleriyle birlikte icra etmek için böyle bir kursa gitmenin gerekli olduğunu düşündüğümüzden kaydımızı hemen yaptırdık.

Oryantal kadın olmanın kusursuz bir ifadesidir. Her kadın bu dansı yapmayı öğrenmelidir. Dünyanın en eski dansını yaparken her hareketin bir anlam ifade ettiğini de bilmek gerekir. Dans esnasında yapılan hiçbir hareket öylesine oluşmamıştır.  Kıvrılan kalçanın, sallanan bedenin bir anlamı vardır. Dansın tutkulu dünyası ile tanışmak için bu hareketleri hakkını vererek yapmak gerekir. Oryantalin dünya’ da bilinen genel adı “Belly Dance” iken, Mısır’da “Raks Sharki”, Fransa’da “dance du ventre” (göbek dansı demektir), Yunanistan’da ” Cifte telli”, Ortadoğu ülkelerinde ise “dance oriantale” ya da “oryantal” isimleri ile telaffuz edilmektedir. Oryantal dansın kendine has bir kıyafeti ve aksesuarları vardır. Zilli, püsküllü vücut hatlarını ortaya çıkaran bu kıyafetler baston, sopa, kılıç gibi aksesuarlarla bütünleşerek ortaya harika bir dans çıkar. Bu materyallerin hepsinin ayrı bir anlamı var olmasına rağmen ben detaylı bir bilgi bulamadığım için yanlış yazmamak adına sizlerle paylaşmıyorum. Merak ederseniz siz de b onu hakkında bir araştırma yapabilirsiniz.

Oryantal dans yapan kadınlara dansöz denilmektedir. Dansözler arasında en bilineni Mısırlı Samia Gamal’dır.  Gamal bu dansı yaparken izleyenleri büyüleyen hareketler yapmış ve tarihte topuklu ayakkabı ile oryantal yapan ilk kadın olmuştur.  Yakın arkadaşım travesti Ayda ile birlikte kurs için alışverişe çıktık. Dans yapmak için tasarlanmış kostümler arasında kendimiz harika hissettik. Bence bu dans için mutlaka özel bir kostüm almalısınız. Aksesuar olarak ben zil ve peçe kullanmayı tercih ederken, Ayda kendine harika bir baston almayı tercih etti. Çok canlı renklerde üretilen bu özel kostümler bence her kadının gardrobunda bulunmalı, ne zaman lazım olacağı hiç belli olmaz. Elbisemize uygun ayakkabı bulmak için alışveriş merkezlerini alt üst ettikten sonra nihayet evimize dönebildik. Şöyle güzel bir yorgunluk kahvesi hazırlayıp, yarın ki ilk kursumuz için çalışmalara da başladık.  Darısı dans etmek isteyenlerin başına. Hoşçakalın.

 

 

 

 

Kıskanmak

Kıskançlık sevginin bencil yönüdür diyebiliriz. İnsan sadece sevdiğini kıskanıyor ve bunun dozunu iyi ayarlıyorsa mesele yoktur.

Bazı insanlar ise haset derecesinde kıskançlık duyarlar ve etraflarındaki insanlara zarar verirler. Arkadaşının yeni aldığı elbiseyi kıskanan ve bu yüzden elbisenin üzerine şekerli kahve döken bir travesti görmüştüm. O da yaptığı davranışından dolayı pişman olmuştu fakat  bir anda kıskançlığın kurbanı olmaktan kurtulamamıştı.

Hayatta mutlaka kötülük etmekten çekinmeyen kıskançlarda karşılaşmışsınızdır. Öncelikle böylelerin şerrinden kaçın. En masum kıskançlıklar ise seven kişinin basit kıskançlıklarıdır. Giydiğiniz kıyafetin size çok yakıştığını gören partnerinizin başkalarının da sizi çekici bulmaması için o kıyafeti giymenizi istememesi normaldir. Ancak ileri gidip, sizi tamamen her şeyden soyutluyorsa o sevgiliden korkulur. Zaten kıskançlık cinayetlerinin en büyük nedeni de bu değil mi?

Dozunda kıskançlıklar ise ilişkiyi canlı tutar kişi karşı tarafın kendisine olan sevgiden kaynaklanan bu kıskançlıklarına göz yumar. Sahiplenme duygusunun aşırıya kaçması ile hoş karşılanmaz. Hayat sizin hayatınızdır ve sevdiğiniz kişi bile olsa bu hayatı nasıl yaşayacağınıza sizin adınıza karar verme yetkisi yoktur. İşte bazen zehirli bir ok gibi yaralayan kıskançlık bazen de hoş bir gülümseme ile sonlanır.

Hakkı Bulut’un bir zamanlar dillerden düşmeyen bir şarkısı vardı bilmem  Hatırlar mısınız? “henüz 3 yaşında bir kardeşin var seni ondan bile kıskanıyorum” derdi bu şarkıda Hakkı Bulut ve milyonlar bu şarkıyla sevgililerine seslenip, kıskançlıklarını mazur gösterirlerdi. Bazen gurur bile karşınızda durmakta zorlanır kıskançlık duygusunun aşk da gurur olmaz diyenler de böyle örterler kıskançlıklarını, oysa gurur her zaman vardır ve o olmadığında biz biz olmaktan çıkarız.

Evli çiftlerin bazılarında eşinin ceplerini, cep telefonu kurcalamaya kadar giden kıskançlıklar görülür. Aile kurumunu derinden yaralayan bu durum bir yerde güven eksikliğinin de göstergesidir Ama böyle bir durumu sadece kıskançlık kelimesi ile kapatamazsınız. Bu bir paranoya durumudur ve mutlaka tedavi edilmesi gerekir aynı şekilde sevgilisine kıskançlık yüzünden şiddet uygulayanlar da aynı hastalığın pençesindedirler ve mutlaka tedavi edilmeleri gerekmektedir. Kıskandığı travesti sevgilisini sokak ortasında döven birini nasıl mazur görebiliriz ki.

Yıllar önce kıskanmak isminde bir roman okumuştum ve bir kadının kıskançlığının 4 kişiyi nasıl bir uçuruma sürüklediğini okudukça hayretler içinde kalmıştım. 2009 yılında film haline getirilen bu roman Zeki Demirkubuz yönetmenliğinde seyirci karşısına çıktı. Seyretmeyenler için önerebilirim. Kıskançlığın insanı içten içe nasıl yediğini ve bir zehre dönüştüğünü bu filmde görebilirsiniz. Kıskançlığın hastalık boyutunda olanıyla karşılaşmamanız dileğiyle sevgiyle kalın.