Konuşmadan anlaşabilmek

İnsanların konuşa konuşa anlaştığı eski zamanlardan hareketlerle ne anlatmak istendiği yeni bir dünya düzeninin tam da ortasındayız. Beden dili, duruşumuz, mimiklerimizi jestlerimiz ve yüz ifadelerimiz sözlü olmayan bir iletişim biçimi haline geldi.

Günümüzde insanlar beden dili hakkında pek çok bilgiye sahip oldu ve artık duygularımızı gizlememiz kendimizi ve ruh halimizi saklamamız zorlaştı. Beden diline bakarak bir insanın o anki durumu hakkında bilgi edinilebilir. İçinde bulunduğu ruh haline göre dışarıya verdiği işaretler farklılık kazanır. Bu sayede kızgınlık, öfke, gerginlik, hoşlanma, zevk, mutluluk gibi farklı duygular insanların vücut diline bakarak anlaşılabilir. Örneğin dünya üzerinde kızgınlık ve mutluluğu anlatan mimikler her zaman aynıdır. Güleriz ya da suratımız asarız. Bir insanın ruh halini bu ortak mimikler sayesinde çözmek çok kolaydır.

Kadınların beden dilini anlamanın da çeşitli yolları vardır. Karşısındaki erkekten hoşlanan bir kadın, hoşlandığı erkekle konuşurken, parmaklarını bedeninin çeşitli bölgelerinde dolaştırabilir. Eğer parmağında ya da bileğinde bir takı varsa, bunu göstermeğe çabalar, gözlükleriyle oynar. Eğer dudaklarıyla ya da burnuyla sürekli oynuyorsa, karşısındaki erkeği istediğine dair bir işaret gönderiyor olabilir. Bunlar bir kadının ı bir şekilde ilgilendiği erkeğin dikkatini çekme yollarıdır. Bu tür Beden Dili işaretleri gönderen bir kadın, karşısındaki erkeğe seksi bir kadın olduğunu hatırlatmağa çalışıyordur.

Bu yöntemi İstanbul travestilerinden Azra ile birlikte bir arkadaş toplantısında denedik sonuç malum biz ne kadar işaret verirsek verelim beden dilinden anlamayan erkek bizim ne anlatmak istediğimiz anlamadan çekip gitti yani kısacası bu dili kullanmadan önce karşı tarafın beden dili hakkındaki bilgisini de ölçmeniz gereklidir. Bir de beden dilini en çok firmaların işe alışlarda kullandığı söyleniyor bir kişiyle mülakat sırasında elini nereye koyduğuna, bacağını nasıl hareket ettirdiğine yüz ifadelerine bakarak iş konusunda kendine güvenip güvenmediğini hatta aranan kriterlere uygun olup olmadığını anlıyorlarmış. Aslında benim böyle iş görüşmesi derdim yok ama yine de geçen yıl İzmir travestilerinden Sanat’la birlikte bir beden dili öğrenme kursuna gittik. Amacımız sadece karşımızdaki insanları konuşmaya gerek kalmadan anlayabilmekti sanırım bu konuda da oldukça başarılı olduk şimdi kimin hakkında bir yorum yapsak doğru çıkıyor tabi hata payı her zaman var. Geleceğin en büyük buluşunun konuşmadan anlaşmak olduğuna inananlardanım. Hoşcakalın.

 

 

 

 

Kararsızlar takımı

Neyi nasıl yapacağına karar veremeyen biri olarak hayatıma bir yön çizmem oldukça zor oldu.

Benim gibi kararsızlar için karar verme okulu açılsa herhalde ilk öğrencisi ben olurdum. Ömrümün yarısını karar vermek için harcayan biri olarak bir şeye karar verince ondan vazgeçmekte de bir hayli zor oluyor. Bu yüzden ani karar değişiklikleri yapan insanlara gıptayla bakıyorum tabi bir grup hariç, evlenmek için seçtikleri insandan son dakikada cayanlar sınıfı her zaman ilgi alanımın dışında kalmışlardır.

Geçen yaz gittiğim bir evlilik töreninde damat adayı masada geline hayır deyince, gelin kızın suratını bir görmeliydiniz. Sanırım bu durum  aldatılmaktan bile daha kötü olacak ki, o makyajlı güzel yüz birden bire kireç gibi bembeyaz oluverdi. Kararsızlar takımında bir üye daha olması hoş bir durum değildi. Bu insanlar kendilerini film sahnesinde sanıyor olmalılar. Arkadaşım sen son ana kadar niye karar vermezsin? Bu kadar önemli bir konuyu önceden düşünsene, yazık değil mi, o kızcağıza o kadar insanın içinde büyük bir hayal kırıklığı ile kalakaldı.

Nikah salonunu terk ederken yanımda bulunan travesti Ayda, ne terbiyesiz insanlar var. İşte sırf bu yüzden yalnız ölmeyi tercih ederim dediğinde ona herkesin bu kadar acımasız olmadığını anlatmakta zorluk çektim. Haklısınız insan bir ömür geçireceği insanı seçerken çok dikkatli davranmalı ama bunu son anda değil daha ilişkinin başında netleştirmesi gerekmez mi? Çocuk oyuncağı mı evlilik dediğin şey.

Neymiş efendim bizim damat son gece düşünmüş taşınmış, gelin adayının doğru olmadığına karar vermiş, Buna karar vermek değil resmen kararsızlığa düşmek denir. Üstelik bu durumu yapan yüzlerce kadın da var. En son gittiğim bir Amerikan filminde de gelin masadan hayır diyerek kaçmaya başlıyor zavallı damat ne olduğunu bile anlayamıyordu.

Sanki aldığı elbisenin rengini beğenmeyip, magazaya geri götürmüşcesine rahat davranan bu karasızlar yanında sanırım benim karasızlığım devede kulak kalıyor. Ah be kardeşim sen önceden kendine yakıştırdığın insanı ne oldu da son anda değiştirmeye karar verdin? Sanırsınız evlilik sırasında eski sevgilisi ile daha mutlu olduğunu hatırladı. Sevgili seçerken kılı kırk yaran travesti Ayda, en korktuğu anın bu olduğunu söylemekte oldukça haklı galiba, baksana iki yıl flört ettiğin, sana şiirler yazan adam son dakika golüyle sahaları terk ediyor. Sana düşen resimleri yırtıp, videoları silmek, artık bu hayal kırıklığını atlatmak için daha neler yaparsınız bilemem. Tek bildiğim bu duruma düşmektense daha işin başında iki kere düşünmek gerektiği, ya herru ya merru diye evlilik masasına oturmamak.

 

Doğudan gelen harika dans

Kadın vücudunun en güzel sergilendiği dans olarak bilinen oryantal, dünyaya doğu kültürlerinden yayılmıştır. Eski çağlarda toprağı kutsallaştıran insanlar bereketin ve bolluğun simgesi olarak kadını görmekteydiler. Narin bir kadının kalça ve gögüs hareketlerinin sallanan ve çalkalanan yapısı bu dansın doğmasına vesile olmuştur. Adımların az kullanıldığı bu dans, batı danslarından oldukça farklıdır. İnternette araştırdığım dans kurslarından birine bugün travesti arkadaşım Ayda ile birlikte gidip görüştük. Oldukça beğendiğimiz bu dansı tam olarak figürleriyle birlikte icra etmek için böyle bir kursa gitmenin gerekli olduğunu düşündüğümüzden kaydımızı hemen yaptırdık.

Oryantal kadın olmanın kusursuz bir ifadesidir. Her kadın bu dansı yapmayı öğrenmelidir. Dünyanın en eski dansını yaparken her hareketin bir anlam ifade ettiğini de bilmek gerekir. Dans esnasında yapılan hiçbir hareket öylesine oluşmamıştır.  Kıvrılan kalçanın, sallanan bedenin bir anlamı vardır. Dansın tutkulu dünyası ile tanışmak için bu hareketleri hakkını vererek yapmak gerekir. Oryantalin dünya’ da bilinen genel adı “Belly Dance” iken, Mısır’da “Raks Sharki”, Fransa’da “dance du ventre” (göbek dansı demektir), Yunanistan’da ” Cifte telli”, Ortadoğu ülkelerinde ise “dance oriantale” ya da “oryantal” isimleri ile telaffuz edilmektedir. Oryantal dansın kendine has bir kıyafeti ve aksesuarları vardır. Zilli, püsküllü vücut hatlarını ortaya çıkaran bu kıyafetler baston, sopa, kılıç gibi aksesuarlarla bütünleşerek ortaya harika bir dans çıkar. Bu materyallerin hepsinin ayrı bir anlamı var olmasına rağmen ben detaylı bir bilgi bulamadığım için yanlış yazmamak adına sizlerle paylaşmıyorum. Merak ederseniz siz de b onu hakkında bir araştırma yapabilirsiniz.

Oryantal dans yapan kadınlara dansöz denilmektedir. Dansözler arasında en bilineni Mısırlı Samia Gamal’dır.  Gamal bu dansı yaparken izleyenleri büyüleyen hareketler yapmış ve tarihte topuklu ayakkabı ile oryantal yapan ilk kadın olmuştur.  Yakın arkadaşım travesti Ayda ile birlikte kurs için alışverişe çıktık. Dans yapmak için tasarlanmış kostümler arasında kendimiz harika hissettik. Bence bu dans için mutlaka özel bir kostüm almalısınız. Aksesuar olarak ben zil ve peçe kullanmayı tercih ederken, Ayda kendine harika bir baston almayı tercih etti. Çok canlı renklerde üretilen bu özel kostümler bence her kadının gardrobunda bulunmalı, ne zaman lazım olacağı hiç belli olmaz. Elbisemize uygun ayakkabı bulmak için alışveriş merkezlerini alt üst ettikten sonra nihayet evimize dönebildik. Şöyle güzel bir yorgunluk kahvesi hazırlayıp, yarın ki ilk kursumuz için çalışmalara da başladık.  Darısı dans etmek isteyenlerin başına. Hoşçakalın.

 

 

 

 

Kıskanmak

Kıskançlık sevginin bencil yönüdür diyebiliriz. İnsan sadece sevdiğini kıskanıyor ve bunun dozunu iyi ayarlıyorsa mesele yoktur.

Bazı insanlar ise haset derecesinde kıskançlık duyarlar ve etraflarındaki insanlara zarar verirler. Arkadaşının yeni aldığı elbiseyi kıskanan ve bu yüzden elbisenin üzerine şekerli kahve döken bir travesti görmüştüm. O da yaptığı davranışından dolayı pişman olmuştu fakat  bir anda kıskançlığın kurbanı olmaktan kurtulamamıştı.

Hayatta mutlaka kötülük etmekten çekinmeyen kıskançlarda karşılaşmışsınızdır. Öncelikle böylelerin şerrinden kaçın. En masum kıskançlıklar ise seven kişinin basit kıskançlıklarıdır. Giydiğiniz kıyafetin size çok yakıştığını gören partnerinizin başkalarının da sizi çekici bulmaması için o kıyafeti giymenizi istememesi normaldir. Ancak ileri gidip, sizi tamamen her şeyden soyutluyorsa o sevgiliden korkulur. Zaten kıskançlık cinayetlerinin en büyük nedeni de bu değil mi?

Dozunda kıskançlıklar ise ilişkiyi canlı tutar kişi karşı tarafın kendisine olan sevgiden kaynaklanan bu kıskançlıklarına göz yumar. Sahiplenme duygusunun aşırıya kaçması ile hoş karşılanmaz. Hayat sizin hayatınızdır ve sevdiğiniz kişi bile olsa bu hayatı nasıl yaşayacağınıza sizin adınıza karar verme yetkisi yoktur. İşte bazen zehirli bir ok gibi yaralayan kıskançlık bazen de hoş bir gülümseme ile sonlanır.

Hakkı Bulut’un bir zamanlar dillerden düşmeyen bir şarkısı vardı bilmem  Hatırlar mısınız? “henüz 3 yaşında bir kardeşin var seni ondan bile kıskanıyorum” derdi bu şarkıda Hakkı Bulut ve milyonlar bu şarkıyla sevgililerine seslenip, kıskançlıklarını mazur gösterirlerdi. Bazen gurur bile karşınızda durmakta zorlanır kıskançlık duygusunun aşk da gurur olmaz diyenler de böyle örterler kıskançlıklarını, oysa gurur her zaman vardır ve o olmadığında biz biz olmaktan çıkarız.

Evli çiftlerin bazılarında eşinin ceplerini, cep telefonu kurcalamaya kadar giden kıskançlıklar görülür. Aile kurumunu derinden yaralayan bu durum bir yerde güven eksikliğinin de göstergesidir Ama böyle bir durumu sadece kıskançlık kelimesi ile kapatamazsınız. Bu bir paranoya durumudur ve mutlaka tedavi edilmesi gerekir aynı şekilde sevgilisine kıskançlık yüzünden şiddet uygulayanlar da aynı hastalığın pençesindedirler ve mutlaka tedavi edilmeleri gerekmektedir. Kıskandığı travesti sevgilisini sokak ortasında döven birini nasıl mazur görebiliriz ki.

Yıllar önce kıskanmak isminde bir roman okumuştum ve bir kadının kıskançlığının 4 kişiyi nasıl bir uçuruma sürüklediğini okudukça hayretler içinde kalmıştım. 2009 yılında film haline getirilen bu roman Zeki Demirkubuz yönetmenliğinde seyirci karşısına çıktı. Seyretmeyenler için önerebilirim. Kıskançlığın insanı içten içe nasıl yediğini ve bir zehre dönüştüğünü bu filmde görebilirsiniz. Kıskançlığın hastalık boyutunda olanıyla karşılaşmamanız dileğiyle sevgiyle kalın.

 

 

 

 

İnsanlar neden farklıdır?

Dünyada 7 milyarın üzerinde insan yaşadığı söyleniyor. Şahsen bu kadar insanı araştırma ve tanıma fırsatı bulamadım, zaten mümkün olduğunu da düşünmüyorum. Ancak tanıdığım insanlar üzerinden bir değerlendirme yapacak olursam, her insanın birbirinden farklı özelliklere sahip olduğunu söyleyebilirim.

Bu farklılıklar sadece fiziki görünüş üzerinden değildir. Karakterleri, yeme alışkanlıkları özel zevkleri hayata bakış açıları farklı bir çok insan biz fark etsek de fark etmesek de bizimle aynı dünyada yaşıyor. Aynı anne- babadan olma kardeşler bile birbirlerinden o kadar farklılar ki, bazen neden diye sormak istiyorum. Bu kadar farklı olmamızı sağlayan ne?

İnsan doğduğu topraklara benzer derler. Bir travesti ile yaptığım röportaj da, travesti ben soğuk bir şehirde kışın doğduğum için insanlara ısınamıyorum demişti, gerçekten de sıcak yerlerde büyüyenler ile soğuk şehirlerde büyüyenlerin böyle bir özelliği doğduğu şehirden aldığı söylenebilir mi? Böyle bir kitap okuduğumu hatırlıyorum. Belki de aklıma o kitaptan takıldı bu soru kim bilir, belki de Edip Cansever’in şiirinde kalmıştır aklım;

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine…

Kentlerde yaşayan insanları gözlemlediğimde hep bir aceleci, koşuşturmacı hayat ile karşılaşırken, kırsal kesimde bunun tam tersi olan sabrı gördüm. Hayat yaşadığın yer kadar demek ki.

Daha ben doğmadan annem ve babam köylerinden kalkmış, çalışmak için daha modern bir hayat için göç etmişler büyük şehre, ben doğduğum bu kentin kışı gibi soğuk, sisli, gizemli yazı kadar da sıkıcı biri olmuşum. Oysa memleketim dediğim yer doğduğum topraklar değil, hani sorarlar size de olmuştur nerelisiniz diye, ne diyeceğinizi şaşırırsınız.

Kafa kagıdında bir yer yazıyordur hiç gitmediğiniz, havasını koklayıp içine çekmediğiniz bir yer, söyleyiverirsiniz bir çırpıda oralıyım diye, gerçekte doğduğunuz yerli olsanız da, bir türlü kabul etmek istemez sizi o büyükşehir, inadına yazarlar kütüğünü memurlukta.

Bir de bazıları ben doğduğum yerli değil, doyduğum yerliyim der ki, aklım hiç almaz onları insanların nereli olduğuna takılıp kalmak fantezi gelir bana çünkü inandığım tek bir şey vardır nereye benziyorsan oralı olduğun, Bursa travestileri‘nden bir tanıdığım, “şeftaliye benzerim ben biraz acı biraz tatlı, yedikçe yiyesin gelir ama dikkat et peklik yapar” demişti çok gülmüştüm. Sonradan öğrenmiştim Bursa’nın şeftalisinin meşhur olduğunu,Ankara’nın kuru soğuğu gibidir benim de ruh halim, belli etmeden üşütür etrafımdakileri, güneşime aldanıp çıkarsan üşümeyi de göze alman gerekir.

Doğduğu şehirlerden kalkıp, yabancı memleketlere göç eden aileler bilirim. Akıllarında hep bir gün o topraklara geri dönmenin verdiği hazla yaşarlar. Gurbet zor şeydir vesselam, yaşamayan bilemez. Dışı sana benzeyen ama senin gibi olmayan insanlarla yaşamak zorunda olmak, havayı kokladığında bilmediğin bir kokuyu, yediğin her şeyde farklı bir tadı yaşamak, yeni evli genç kızların türküsüdür gurbet, yüksek yüksek tepelere kurulan evleri ile anlatılır. Gurbette çok travesti arkadaşım var ve hepsi bir gün yeniden memleketlerine dönecekleri günü iple çekiyor. İnsan doğduğu yer gibidir kardeşim, evleri birbirinden ırak Karadeniz köyü gibi ayrı düşeriz sevdiklerimizden, herkesin doğduğu topraklara kavuşması dileğiyle hoşcakalın.

Limon ve faydaları

Tadının ekşiliğine rağmen sofraların vazgeçilmezi olan limon bir süredir hızlı fiyat artışı yüzünden sofralarımızdan eksilmişti. Limon fiyatlarının tekrar düşmesi ile birlikte salatalarımızın tadı yeniden güzelleşti.

Kadınların sağlık  ve güzellik için de çokça tükettiği limonun faydalarını öğrenmek ister misiniz;

C vitamini tarafından zengin olan limon bağırsaklarımızı temizler, kanı sulandırır, göz sağlımızı korur.

Limonun içerisinde bulunan asitler sayesinde enfeksiyona karşı daha dirençli oluruz. Limon suyu cilde sürüldüğünde parlaklık verir. Soğuk algınlığında bir parça ıhlamurla kaynatılan limon  sayesinde bağışıklık sistemimiz güçlenir ve mikroplar kaçacak delik ararlar.

Limon, kalp krizi, kalp-damar rahatsızlıkları ve kanser gibi hastalıklardan vücudu koruyan bir antioksidandır. Yaşlılar çaylarına damlattıkları birkaç damla limon suyu ile tansiyonlarını dengede tutarlar. Kanser oluşumunu yavaşlatır, başınız ağrıdığında güneşte kurutulmuş limon kabuğu ile başınızı ovarsanız baş ağrınızın geçtiğini görürsünüz.

Özellikle gençlerin en büyük sorunu hale gelen sivilce ve aknelerin üzerine uygulandığında cildinizin hava almasını sağlayarak sizi aknelerden kurtarır. Güneşin altında uzun süre kalmaktan kaynaklanan cilt esmerliği için birebir olan limon cildi beyazlatır ve saçlara sürüldüğünde saç renğini açar. Eskiden jöle bulamayan kişiler saçlarına şekil vermek için limon suyundan yararlanırlardı ve bir süre sonra saçlarının sarardığını görürlerdi.

Bir şekilde dilinizde bir iltihap oluşmuşsa limonun ona da iyi geldiğini göreceksiniz. Ayrıca kadınlarda sıkça görülen idrara yolu enfeksiyonlarının da ilacı limondur.

Yazlığa gittiğinizde her yerinizi sokan sivrisinekler kaşındırıyor ve sizi deli ediyorsa hemen bir limonu ortadan ikiye kesin ve ısırılan bölgeler sürün kaşıntılar kaybolacaktır.

Balığın üzerine neden limon sıktığınızı hiç düşündünüz mü? Çünkü limon deniz canlıları üzerinde bulunan zararlı bakterileri öldürür. Yani bilmeden doğru bir iş yapıyoruz.

Diş plaklarından kurtulmak ve bembayaz dişler sahip olmak istiyorsanız yine çaresi limondur. Faydalarını yazmakla bitiremeyeceğimiz limonu hazır ucuzlamışken bol bol alıp dolabınıza koyun çünkü limon doğru saklanırsa kolay kolay bozulmaz. Güzelliğine düşkün travestiler limon ve limon suyunu bol bol kullanarak doğru bir iş yapıyorlar. Bol limonlu günler dilerim.

Tarlaları topladık, sıra şekerlerde

Bilgisayar ve internet hayatımıza girdiğinden beri onunla yatıp kalkar olduk. İnternette yaptıklarımız

Özellikle kadınların facebook üzerinden oynadığı sanal tarla farmville zamanla yeterli ilgiyi görmeyince yeni oyunlar devreye girdi. Şimdilerde gözde oyun şekerleri patlat ismiyle bilinen candy crush ,oldukça eğlenceli olan bu oyunun bir müdavimi olarak oyunun cep telefonlarında rahatlıkla oynanması sonucu özellikle sıkıcı trafikte, metro da, otobüste hatta yolda yürürken bile oynadığım bir oyun haline döndü.

Bilgisayarlar ülkemizde ilk girdiğinde hatırlarsanız küçük prensin prensesi şatodan kurtarma hikayesine dayanan prens oyunu her ortamın aranan oyunu olmuştu. Teknolojideki hızlı değişim, 3 boyutlu program kullanılmasının yaygınlığı sektörü o kadar hızlı geliştirdi ki artık oyun teknolojisine yetişemez olduk. Gençlerin oynadığı savaş oyunlarını aklım pek almasada benim gibi ev hanımlarına yönelik programlanan facebook oyunları aklımı başımdan alıyor.

Eskiden komşular bir araya gelir dedikodu yapıp, kekler pastalar tüketilirken şimdilerde evden çıkmak aklımıza bile gelmiyor. Çoğu komşumuzun adını dahi bilmez hale geldik. Pasta yemeden kilo alanlar listesine bu oyunlar sayesinde girdik.

Varsa yoksa şeker patlattığımız bu yeni dönemin eksileri de böylece gün yüzüne çıktı. Çocuklarımızın ve bizim bilgisayar bağımlılığımız sigara bağımlılığın bile üstüne çıktı Neredeyse yeni doğmuş bebeklerimizi bile internetten video izlettirip uyutur hale geldik. Teknoloji aslında bu kadar kötü bir gelişme mi? Diye sorsanız tabi ki hayır derim. Fakat yanlış kullanım sonrası iyi şeyleri kötü yapmak insanların geninde var.

Sanal tarla oynarken gece uykusunu bölüp, tarla hasatı yapanlar aynı titizliği çocuklarının yetişmesinde göstermekten sınıfta kalınca kuşaklar arası çatışmanın da önü iyice açılmış oldu. Birbirini anlamayan dinlemek isteyen ebeveynler ve çocuklar konuşurken karşı tarafın marstan gelmiş gibi bakması bu ilgisizliğin en net sonucudur.

Tabi ki oyunlar iyi vakit geçirmemizi sağlıyor ama günlük hayatımızdan uzaklaştırdığı da yadsınamaz?

Şeker patlatmadan duramayan bir travesti arkadaşa ara sıra takılıyorum “patlat şekerim” diye gülüyoruz. Aman düşmanlarımız çatlasın diyerek yeni şekerleri siz değerli okuyucularıma patlatıyorum. Sevgiyle kalın.

Komik Bir Hikaye

Bugüne kadar yazdığım yazıların pek çoğunda sizlere travestilerin zorlu hayat hikayelerinden kesitler anlattım. Hikayelerin bazıları sizleri üzerken bazıları, düşündürdü.

Bugün size anlatmak istediğim travesti hikayesinde amacım okuyucumu bir parça güldürmek, buyrun o zaman kolay gelsin.

Kurban Bayramını yaklaştığı şu günlerde yıllar önce 7 travesti arkadaşımla yaşadığım bir bayramı tüm çıplaklığıyla anlatmak isterim. Olayın kahramanları şu anda farklı şehirlerde yaşamalarına rağmen hala sıklıkla görüştüğüm bu hikaye her aklımıza geldiğinde gülmekten yerlere yattığım dostlarımdır.

Yıllar önce aynı evi paylaştığım travesti arkadaşlarımla birlikte bayram temizliği yaptıktan sonra alışverişe çıktık, baklavalık, böreklik, yaprak sarmalık malzemeleri aldıktan sonra kurban pazarının yolunu tuttuk.

Uzun uğraşlar ve pazarlıklar sonrası beğendiğimiz dana için parayı ödedik ve kurban bayramı sabahı kesilmesi için bir kasapla anlaştık. Eve döndüğümüzde hamurları açmış börekleri baklavaları yapmaya başlamıştık. Dolma sarma işlemi de bittikten sonra  şekerlerimizi  çikolatalarımızı bir gondola yerleştirdik ve erkenden uyuduk. Sabah erkenden kalkıp kurbanın kesileceği alana gittik. Kurbanın gözü yaşlı olur derler inanmazdım tam kesim yerine vardığımızda gök yarıldı şakır şakır yağmur üstümüze yağmaya başladı.

Yağmurdan korunmak için içine girdiğimiz çadırda bizim kurbanlık danayla göz göze gelince anladık ki biz hayvan filan kestiremeyiz. Hassas yüreklerimizin kaldıramayacağı bu dini vecibe bize göre değil yedimiz birden aynı düşünce ile hayvanı ilk bulduğumuz kamyonete yükledik. Kasabın parasını verdikten sonra nereye gideceğimizi bilmeden kesim alanından hızla uzaklaştık zavallı hayvan bize o kadar acıklı bakmıştı ki bayramı filan unutmuştuk.

Aklımız başımıza geldiğinde kamyonet kasasında koca bir danayla ne yapacağımızı düşünmeye başladık. Şu an Bursa’da yaşayan Bursa travestilerinden bir arkadaşımızın aklına hayvanı beslemek geldi oysa bizim bir ahırımız yoktu. Apartman dairesine dana sokmak akıl karı bir iş değildi. Konyalı bir arkadaşımızın aklına dayısının çiftliği gelince gözlerimiz parladı danayı dayıya götürmeye karar verip düştük yollara bayramın ilk günü yollarda geçmişti ama hayvanın canını kurtarmıştık sıra dayıyı bu duruma ikna etmeye gelmişti.

Dayıya hayvana yem alması için her sene düzenli para göndereceğimizi söyleyince hayvanı beslemeyi kabul  eden  dayıyı alnından öptük. Kısa zamanda yüreklerimizi bir bakışıyla çalan danamızı da öpmeyi unutmadık, fırsat buldukça onu ziyaret edeceğimizi söylediğimizde aval aval yüzümüze baktı galiba bizi anlamamıştı. O anlamasa da biz ona sözümüzü tuttuk her fırsatta ziyaretine gittiğimiz bizim dana meğer çiftliğin damızlığı olmuş sayısız yavruların doğmasına vesile olmuş. Arkadaşımızın dayısı halinden memnun her bayram beklerim çocuklar diyerek bizi uğurlarken kalsaydınız akşama oğlak çevirirdim size demez mi?  Koptuğumuz o an hala gözlerimin önünde kamyonet şoförüne verdiğimiz ücretle bir dana daha alınırdı yani paramıza mı yanayım, danamıza mı yanayım bilemedim. Komşular et bekler diye kasaptan para verip aldığımız 10 kilo et pay edilip dağıtıldıktan sonra  bize oturup, baklava börek yemek düşmüştü. Artık kısmet bir daha ki bayrama tabi kesim alanına biz gitmemek şartıyla, hoşcakalın.

Büyük Küçük Kavramı

İlk çağlarda dünyada yaşamış olan dinazorlar, mamutların büyüklüğü hepimizi şaşırtırken, onlardan daha büyük bir deniz canlısınız günümüzde hala yaşadığı gerçeğini ortaya atan bilim adamları bu hayvanların sularda yaşayan bir canlı olduğunu keşfettiler.

Okyanuslarda yaşayan bu hayvanlar mavi balinalardır. Yetişkin bir mavi balinanın uzunluğu kuyruk kısmından baş kısma kadar yaklaşık 23 metre ila 30,5 metre arası değişmektedir. Ağırlığı ise yaklaşık 150 tondur. Bu balinaların uzunluğu 8-10 katlı bir binanın uzunluğuna ve ağırlığı da 112 tane yetişkin erkek zürafanın ağırlığına denk gelmektedir. Bu kadar devasa olan bu canlılarla karşılaşmak isterdim.

Nesli tükenmek üzere olan mavi balinalar en büyük memeli hayvanlar sıralamasında da ilk sırada yer alırlar. Oysa bize sorsalar biz en büyük memelinin annelerimiz olduğunu söyleriz. Annelerimize duyduğumuz sevgi ve saygı onları bizim için dünyanın en büyükleri yapar. Annelerimiz bizim için kutsaldır ve bu dünyada onların yerini dolduracak başka bir insan yoktur.

Dünyanın en küçük hayvanlarının böcekler, maytlar olduğunu söylersek de yanlış olur. Madagaskar’da yaşayan bir bukalemun türünün boyutları inanmayacaksınız ama tırnağımız kadar neden bu kadar küçüldükleri bilinmeyen bu hayvanlar renk değiştirme konusunda da uzmanlar oysa yine bize sorsalar en çabuk renk değiştirme özelliğinin insanlarda olduğunu söyleriz.

Utandığımızda kızarıp bozaran, hastalandığında sararıp solan biz insanlar yeri geldiğinde neşeden yeşillenip, yeri geldiğinde üzüntüden kararırız. Yediğimiz yiyeceklerin rengini alma gibi bir özelliğimiz de mevcut örneğin çok havuç yediğimizde turuncu bir renk alırız.

İnsanların her durum ve şarta uyması yaradılışın bir ürünüdür. Hayvanlarda olmayan düşünce yeteneği biz insanları dünyada üstün kılarken, kendimizi dünyanın hakimi sanmamıza neden olur, Bizlere rızk olsun diye yaratılan deniz canlıları, bitkiler ve kara canlıları vardır. Zamanla evcilleştirdiğimiz, besleyip büyüttüğümüz bu hayvanlar yaşam kaynaklarımızdır.

Tarihin ilk çağlarında avlanmayı öğrenen insan nesli toprağı ekmeyi öğrendiği güne kadar bu canlıları avlayarak hayatta kalmışlardır. Ağaçtan yaptığımız oklarla, mızraklarla avlanırken demirin bulunmasıyla avcılık konusunda uzmanlaşmışızdır.

Oysa ekmek yapmayı öğrendiğimiz gün hayvanlarla beslenmekten de vazgeçmedik. Et insan için vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Bazı insanlar vejeteryan olduklarını et yemediklerini söyleseler de hayvansal gıda olan süt, peynir, tereyağdan vazgeçemezler sağlıklı yaşamak için bize verilen bütün nimetlerden yeteri kadar almamız gereklidir. Vejeteryan olduğunu söyleyen travesti bir arkadaşımla yemeğe çıktığımızda onun sadece salata yemesi bana çok garip geldi. Karnının yeteri kadar doymadığını düşündüğüm et yemeyenler her geçen gün artarken ben etsiz olmaz diyenlerdenim. Sıcak bir yaz gününde pikniğe çıkmak için ilk önce mangalı arabaya koyan insan ırkı etin kokusunu kırk metreden alabilir. Bursa’dan hafta sonu için gelen travesti arkadaşlarımla piknik yapma fikrinin ben de ilk uyandırdığı duygu mangalda et yeme duygusuydu. Hem karnımızı, hem ruhumuzu doyuran bu canlılar küçük ya da büyük olsun yaşamımızın bir parçasıdır.

Canlıların Yaşam Kaynağı

Dünyanın kurulduğu günden beri tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri yeryüzünde suyun varlığına bağlıdır. Susuz bir dünya düşünülemez. İnsan vücudunun 3/2 ‘si sudan oluşmaktadır.

Denizlerde bulunan su tuzlu olması nedeni ile insanlar tarafından kullanılamamaktadır. İçme suyu niteliğinde temiz su bulmak ise her geçen gün zorlaşmaktadır.

Evlerde özellikle hanımların temizlik esnasında bolca kullandığı suyun bitmek üzere olduğunu biliyor musunuz? Dünya su savaşlarının eşiğine gelmiş, biz hala değerini anlamamışız. Dişlerimizi fırçalarken, yemek yaparken musluğa uzanıp kapatmayı yük biliyoruz kendimize, dünyayı ben mi kurtaracağım, aman sen de düşünceleri yüzünden çocuklarımıza miras bırakmamız gereken suyu har vurup harman savuruyoruz.

Sıcak havalarda buharlaşan ve ilk yağmurla temizlenip tekrar doğaya karışan su, dünyamızı çöl olmaktan kurtarıyor. Afrika’da çocuklar bir yudum su bulamadığı için ölürken, Akdeniz sahillerinde tatilciler su oyunları ile eğlendiriliyor.

Erkek, Kadın, çocuk, çift cinsiyetli, gay, travesti olmak suyu bolca kullanma hakkını bizlere vermez lütfen israf etmeyelim.

Suyu gerektiği kadar kullanmak bir insanlık görevidir. Su olmazsa hayat da olmaz felsefesi unutulmamalıdır.